Merhaba, Yabancı!

Burada yeni gibi görünüyorsunuz. Eğer katılmak istiyorsanız düğmelerden birine tıklayınız.

Kategoriler

  • 976 Tüm Kategoriler
  • 31 Duyuru - Öneri
  • 292 Tartışmalar
  • 191 Kavramlar
  • 11 Serbest Stil
  • 16 Klasikler
  • 422 Tanıtımlar
  • 13 Sözlük Hakkında

5 Aralık 1934 seçme-seçilme mevzuu

1
Nisan 2015 düzenlendi kategorisi Tartışmalar
Ne lütuf, ne erken

Cumhuriyet’in kadın ideali
1870’lerden 1923’e kadar 100 civarında örgüt kuran, onlarca gazete ve dergi çıkaran Osmanlı kadın hareketi, Birinci Dünya Savaşı yıllarında İttihatçı politikalar sayesinde Ermeni, Rum, Yahudi, Levanten vb. gayrimüslim unsurlarını kaybetmiş, 1923’ten itibaren de ulus-devlet mantığına uygun biçimde ‘Türkleşmişti’ ama idealleri değişmemişti. Fakat Kemalist kadroların yaratmaya çalıştığı ‘modern kadın’ tahayyülü, bu kadınların kafasındaki kadın tahayyülünden epey farklıydı. Kemalist erkeklerin kadınlardan bekledikleri sadece vatana hayırlı evlatlar yetiştiren, anne ve yuvasını güzelleştiren eş, eğitimli meslek sahibi bir kadın olması değil; aynı zamanda Batı tarzı giyinen, makyaj yapan, tiyatrolara, konserlere, konferanslara giden, erkeklerle yemek yiyen, balolarda dans eden, güzellik yarışmalarına katılan bir kadın da olmasıydı. Sadece bu kadınların siyasetle ilgilenmeleri istenmiyordu, o kadar! Ayşe Hür

Yazının devamı burada: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/nisa_taifesi_ve_kadinlar_halk_firkasi-1111218

Yorumlar

  • 0
    Şubat 2016 düzenlendi
    1872-1907 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nda örgütlenen 50 grevin 9’unun kadınların çalıştığı işkollarında ve kadınlar tarafından yapıldığını, dönemin önemli sendikal mücadelelerinden olan Feshane grevinde 50 kadın işçinin örgütleyici ve yürütücü olarak görev aldığını kaç kişi biliyor? Ya, II.Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Selanik şubesi önünde toplanan kalabalığa Emine Semiye Hanım’ın “Yaşasın vatan, yaşasın millet, yaşasınhürriyet” diye seslendiğini, ya da kadınların, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kuruluşundan önce Kadınlar Halk Fırkası’nı kurduklarını? Kısacası Türkiye’de kadınların, “kadınlara hakları gümüş tepside sunuldu” ezberini bozan bir feminist mücadele geçmişleri bulunduğunu kaç kişi biliyor?Bugün hâlâ “feminizm”i öcü gibi gösteren zihniyet kol geziyor ama kadınlar daha 19. yüzyıldan itibaren cesurca feminizmi savunmaktaydılar, çünkü bu “cereyan” bütün toplumu değiştirecek devrimci bir gücü ifade ediyordu: “ Bu cereyanın gayesi pek o kadar basit değildir. Herkesin bunu düşünmek hakkı vardır. Çünkü kadın hürriyetiyle yalnız kadınlara hak verilmekle kalınmıyor, bütün heyet-i içtimaiyelerin şekl-i hayatı da tebdil ediliyor. Görülüyor ki, müdhiş bir inkılabın mebde’indeyiz [başındayız].” (Mükerrem Belkıs, “Kadınlık Meselesi”, Kadınlar Dünyası, 2 Mayıs 1330,no. 141)
    II. Meşrutiyet dönemindeki en radikal dergilerden biri olan Kadınlar Dünyası’ na göre, insanların “mutluluğa ulaşmak için ihtiyaç duyduğu iki kanattan” biri sosyalizm, diğeri ise feminizmdi; bu iki kanat “reha-kâr”dı [kurtarıcı]. Derginin kurucularından Ulviye Mevlan, “bence kadın meselesi yoktur; zira bizde kadın, zevcelikten başka işe yaramaz. Ben ise evlenecek değilim” diyerek feminizme gerek olmadığını savunmanın, “benim geçinecek iradım vardır. Bence vatan meselesi yoktur” demek kadar saçma olduğunu vurguluyordu. Dergi “kadın meselesi” konusunda erkeklerin “biz biliriz”ci tavrını da eleştiriyordu: “Evet, Osmanlı erkeklerinden bazıları bizi, biz kadınları müdafaa ediyorlar, görüyoruz, teşekkürler ediyoruz. Hatta Doktor Abdullah Cevdet bey gibi kendisini sınıfımızın bir vekil-i müdafii zan edenlere dahi tesadüf ediyoruz. İfrad-ı zahmetine acıyoruz. Biz Osmanlı kadınları kendimize mahsus adat ve adabımız vardır;onu erkek muharrirler, bir kadının anlayacağı ruhla anlamazlar. Lütfen bizi kendimize bıraksınlar…Biz kadınlar hukukumuzu bizzat kendi içtihadımızla müdafaa edebiliriz… Erkekler bizi daima mahkum, daima esir etmişlerdir. Erkekler yüzünden asırlarca, hatta dünya dünya olalı çekmekte olduğumuz zulmün def’ini bugün biz, erkeklerin mürüvvetinden istemeye tenezzül eder miyiz?” (Kadınlar Dünyası imzasıyla “Hukuk-ı Nisvan”, 4 Nisan 1329, no.1.)
    Bütün bunları ve daha nicelerini bizler ancak 1990’lardan itibaren, Türkiye’deki yeni feminist hareketin yükselmesi ve akademiye de yansımasıyla öğrenebildik. Bu açıdan Serpil Çakır’ın ‘Osmanlı Kadın Hareketi’ başlıklı çalışması (Metis, 1994) bir öncüydü. Çakır, bu çalışmada Kadınlar Dünyası dergisini inceliyor ve onu daha geniş bir Osmanlı toplumsal, siyasal ve entelektüel bağlamına oturtuyordu. Kadınlar Dünyası zaten feminist bir kadın derneğinin, Osmanlı Müdafai- Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’nin yayın organıydı ve dolayısıyla teori ile pratiği bağdaştırma niteliğine sahipti. Çakır’ın kendisi de, kitabın genişletilmiş yeni baskısına (Metis, 2011) yazdığı “Önsöz”de bunu vurguluyor ve “feminist bir akademisyen olarak” kadın hareketiyle ilişkisini hiç koparmadığını ifade ediyor.
    Eski Mezopotamya’da yazının icat edilmesinden bu yana, “tarih yazma” işlevi erkeklerin tekelinde oldu ve onlar da hep erkeklerin yaptıklarını ve yaşadıklarını “tarihsel önem”e sahip bularak kadınların deneyimlerini marjinalleştirdiler. Tarih dışına itilip marjinalleştirilenler elbette yalnızca kadınlar değildi; tüm “altta kalanlar” (madunlar) belirli dönemlerde tarih dışı bırakıldılar. Bu anlamda tarih, bütün evrensellik iddiasına karşın hep kısmi bir tarih oldu. Ancak kadınlar dışındaki toplumsal kategoriler, süreç içinde konum değiştirip iktidardan pay almaya başladıkça ya da en azından siyasal topluma dahil edildikçe deneyimleri tarihsel anlatının parçası haline gelebildi, ama bu durumda bile gene, o topluluğun erkeklerinin etkinlikleri kayda değer bulundu!
    Tarih boyunca hem erkeklerin, hem de kadınların mensup oldukları sınıf, ırk, dinsel topluluk, vb. dolayısıyla tarih dışına itilmeleri çok sık rastlanan bir olgu, ama hiçbir erkeğin sadece cinsiyeti nedeniyle dışlandığı görülmüyor. Oysa kadınlar aidiyetleri ne olursa olsun sırf cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa tabi tutuldular ve tarihin yazılması ve yorumlanması işleminden dışlandılar. Tarihin yapımına katılan etkin özneler oldukları halde, kendi tarihlerini bilmekten alıkondular. Bu durum ancak 19. yüzyıldan itibaren belirli koşulların oluşması sayesinde kadınların özneleşme mücadelesine girişmeleriyle değişmeye başladı. Bu bakımdan, kadın hareketlerinin gelişmesi ile tarih yazımındaki değişim arasındaki yakın ilişki kimseyi şaşırtmamalı. Bu alandaki niteliksel sıçramayı, İkinci Feminist Dalga’nın yükselişine borçluyuz. Ünlü feminist tarihçi Gerda Lerner’in deyişiyle, yakın zamana dek sadece “tek gözle bakılan tarihe artık iki gözle birden” bakılmaya başladı ve bunun sonuçları gerçekten devrim yaratıcı oldu.
    Serpil Çakır’ın çalışması, hem Türkiye’deki yeni feminist hareketin bir parçası olması, hem de o güne dek “tek gözle” bakılan tarihe iki gözü de açık olarak bakması nedeniyle dünyadaki gelişmelerin bir parçasıydı ve Türkiye’de kadın hakları geçmişine farklı bir bakışın yolunu açıyordu. Çakır’dan sonra, akademi içinden ve dışından pek çok tarihçi “büyükannelerimizin” mücadelesini aydınlatmaya girişti. Dahası, kadınların modernleşmenin salt edilgen nesneleri oldukları, modernleşmeci erkeklerin lütfuyla “hak etmedikleri” haklar kazandıkları ezberi bozuldu. Bu çaba, her yerde olduğu gibi, önce kadın deneyimlerini bulup çıkarmak ve onları tarihe “eklemek” biçimini aldı. Giderek, eril tarih yazımının eleştirel incelemesine ve dönüştürülmesine vardı. Artık bu aşamaya ulaşmış olsak bile, hâlâ kadın tarihine ilişkin olarak “bulunup ortaya çıkarılacak” pek çok olgu ve deneyim var ve iyi haber de, onları “tarihe eklerken” aynı zamanda tarih yazımını dönüştürebilecek perspektife sahip kadın tarihçilerimizin yetişmiş olması.
    ‘Osmanlı Kadın Hareketi’in elimizdeki genişletilmiş üçüncü baskısı, ilginç biçimde, feminist tarih yazımındaki iki aşamayı da izleme imkânı veriyor. Öncelikle bu çalışma, kendi geçmişimizle bağ kurarak öğretilmiş ezberleri tekrarlamaktan kurtulmamızın yolunu açmıştı ve bu hâlâ, “kadınları tarihe eklemek” aşamasıydı. Çakır, bu anlamda, geçmişteki etkili Müslüman kadınları tarihe yazmaya çalışan bir “büyük anne”nin, Meşahir-i Nisvan-ı İslam’ın yazarı Fatma Aliye’nin izinden yürümekteydi. Kitabın yeni baskısındaki Önsöz, Giriş ve Birinci Bölüm’de ise, ikinci aşamayı yansıtan ve “kadınları görünür kılma”nın ötesine geçen bir sorunsallaştırma çabasını görmek mümkün.
    Kadınlar Dünyası’nın 29. sayısında Fatma Galib Hanım, “Evet, biz Osmanlı kadınları, bir inkılap yapıyoruz. Bunda şüpheye mahal yok. Fakat bir inkılabı temin ve idame etmek, onu vücude getirmekten pek güçtür” diyordu. Gerçekten de tarih, kadınlar için kazanılmış hakların kaybedilmesi örnekleriyle dolu. Kadın hakları söz konusu olduğunda hiçbir zaman “nasılsa elde ettik” rehavetine kapılmamak gerek. Tarih, kadınlar için kazanılmış hakların kaybedilmesi ve Penelope’nin dokuması misali “gündüz örülenin gece sökülmesi” örnekleriyle dolu. Bunu aşabilmenin, Penelope’nin dokumasını sürekli kılabilmenin yolu, kendi tarihimizi, geçmişte yaşanan acıları, mücadeleleri ve kazanımları öğrenmekten geçiyor.

    OSMANLI KADIN HAREKETİ Serpil Çakır Metis Yayınları2011, 456 sayfa30 TL


    Cumhuriyet rejimiyle birlikte kadınlara 1930 yılında belediye seçimlerine,1932 yılında muhtarlık seçimlerine ve 1934 yılında genel seçimlere katılma hakkı verilmiştir. Bu gelişmeler şüphesiz çok önemlidir. Ancak bu noktaya nasıl gelindiği daha önemlidir.Bu noktaya kadınların aktif mücadelesi yoluyla gelinmiştir. Bu mücadele iki yönden gelişmiştir: bir yandan basın –kadın dergileri -,diğer yandan örgütlenme – kadın dernekleri ve partileri-

    Osmanlının son dönemlerinde yoğunluk kazanan kadın örgütlenmeleri ve mücadeleleri Cumhuriyetin ilanıyla birlikte büyük bir baskıya uğramış ve sona ermiştir.

    Osmanlı döneminden gelen kadın örgütlenmesi ve mücadelesi o kadar güçlüdür ki cumhuriyetin ilanıyla birlikte ilk parti kadınlar tarafından kurulan KADINLAR HALK FIRKASI olmuştur. Bu partinin kurulması cumhuriyetin kurucularının hiç hoşuna gitmemiş ve baskılar sonucunda adını değiştirmek zorunda kalarak –Kadınlar Birliği- adını almıştır. Buna rağmen KB, 1924-1927 yılları arasında kadınların siyasal hakları konusunda gündem yaratmayı başarmıştır.Ancak, Bu oluşumun, 1935 yılında düzenlenen Dünya Feminist Kongresi’ne, dünya barışı gündemiyle ev sahipliği yapması, Ankara’yı kendisinden bağımsız siyasal etkinlikler yürütüldüğü gerekçesiyle kızdırmış ve aynı yıl Türk Kadınlar Birliği, siyasal birliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle kapatılmıştır.

    Osmanlı döneminde, özellikle 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet'le birlikte etkin, tabana yayılmaya çalışan, eylemci bir kadın hareketi, kadın mücadelesi görülüyor. O güne kadar yalnızca eş, anne ve ev kadını olarak görülmüş olan Osmanlı kadınlarının toplumsal yaşamda yer alma istemleriyle, durumlarını sorgulamaları ve aşmak için çareler aramaya başlamışlardır.

    "Osmanlı döneminin ilk kadın romancısı Fatma Aliye Hanım 1896'da yaptığı Ünlü İslam Kadınları başlıklı araştırmasında, 13. yüzyılda erkeklere ders veren 100'e yakın kadın profesörün varlığından söz ederken şaşkınlığını gizleyememiş ve kendi tarihimiz hakkında nasıl bu kadar bilgisiz olabiliriz sorusunu sormuştur.

    Osmanlı dönemi kadın yazarlar arasında kadınların seslerinin duyulması ve birlik olmaları için etkin uğraş veren, Tarihçi Cevdet Paşa'nın kızları Fatma Aliye ve Emine Semiye'yi en başta sayabiliriz. Harp Okulu Müdürü Osman Paşa'nın kızı Şair Nigar bint-i Osman, Ahmet Vefik Paşa'nın torunu Fatma Fahrünnisa, Hekim İsmail Paşa'nın kızı Şair Leyla, Erkan-ı Harp Feriki Abdi Paşa'nın kızı Fatma Kevser, Ahmet Cevdet Paşazade Sedad Bey'in kızı Zeyneb, Abdülhak Hamid Bey'in kızı Hamide, Binbaşı Bağdatlı Mehmed Tevfik Bey'in kızı Gülistan İsmet dönemin başlıca kadın yazarlarıdır. Ancak bu gazete ve dergiler yalnızca entelektüel çevreden kadınların yazılarını yayımlamamıştır, geniş yer ayrılan okur mektupları köşeleriyle kadınlara kendi sorunlarını, sıkıntılarını kendi ağızlarından, kendi sözcükleriyle anlatabilme fırsatını da vermiştir.

    “- İlk kadın dergisi 1869'da, Terakki gazetesinin 48 sayı olarak çıkardığı, Terakki-i Mukadderat dergisidir. Bu dergide Batı'daki feminist hareketle ilgili bilgi verilmiş, kadınların eğitim görmesinin önemi üstünde durulmuş ve yine kadınlardan gelen mektuplara yer verilmiştir.

    - Yazıların genellikle imzasız olarak çıktığı 1875 tarihli Vakit yahud Mürebbi-i Muhadderat dergisi ve Ayine dergisinde evlilik, eşlerin görevleri, çocuk bakımı, terbiyesi gibi konulara değinilmiştir.
    - Kadın yazarların çoğaldığı 1883 tarihli Hanımlar dergisi, ev idaresine ilişkin bilgiler vermiş, edebi yazılara ve tarih konularına yer ayırmış, yabancı dil öğrenmenin önemi üstünde durmuştur.

    - 1886 yılında sahibi kadın olan ve yazı kadrosunun tamamı kadınlardan oluşan ilk dergi yayımlanmıştır: Şükûfezar [Anlamı: Çiçek bahçesi]. Dergi, önsözünde amacını"Biz ki saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin hande-i istihzasına [alaylı gülüşlerine] hedef olmuş bir taifeyiz. Bunun aksini ispat etmeye çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek, şâh-râh-i sa'y-u amelde [çalışmanın doğru yolunda] mümkün olduğu kadar payendâz-ı sebat [ayak direten] olacağız" diye açıklamıştır. Derginin sahibi Arife de, öbür yazarları da kendilerini baba ya da koca adlarıyla değil, yalnızca kendi adlarıyla tanıtmışlardır.

    - 1888 yılında eğitime öncelik veren, kız okullarının durumunu irdeleyen ve Şair Nigar bint-i Osman gibi, Şair Leyla gibi ilk edebiyatçı kadınların yapıtlarına yer veren Mürüvvet dergisi yayımlanmıştır.

    - 1889 yılında iki kadının çıkardığı, ev işleri, çocuk bakımı, aşçılık, pastacılık konularını işleyen Parça Bohçası dergisi tek sayı yayımlanmıştır.

    - 1 Ağustos 1895'te, başyazarı ve yazı kadrosunun neredeyse tamamı kadın olan ve 1895-1908 arası tam 604 sayı yayımlanarak en uzun soluklu dergi olan Hanımlara Mahsus Gazete yayın hayatına başlamıştır. Kadınların sorunlarını, aile, iş ve çalışma yaşamlarını, eğitimlerini konu alan derginin okurlarına aşılamak istediği en önemli şey, kadınların her işi başarabileceği inancıdır. Kadının durumuyla toplumun durumu arasında bağ kurularak kadının konumu sorgulanmış ve erkekle kıyaslanmıştır. Kadınların birbirlerinden ve dünya kadınlarından haberdar olmalarını sağlamaya çalışan dergi, kadının "nesil yetiştiren" oluşunu öne çıkararak eğitim görmesinin ve kendini geliştirmesinin şart olduğu görüşünü işlemiştir. Bu gazetedeki yazılarında kadınların kendi tarihlerini bilmelerinin önemine dikkat çeken Fatma Aliye, erkeklerin toplumsal yaşam içinde kadınlara engel olduğunu, bilim ve sanatın kapılarını kadına kapadığını ilk dile getiren kişi olmuştur. Avrupa ve Amerika'daki erkeklerin de Osmanlı erkeklerinden farklı olmadığını, onların da kadınları aşağı gördüğünü yazmıştır. Hanımlara Mahsus Gazete bir kütüphane kurarak şair ve yazar kadınların yapıtlarının basımını ve satışını yapmıştır.

    - Haftalık Malumat Mecmuası 1895 yılında 27 sayılık Hanımlara Mahsus Malumat dergisini yayımlamıştır. Dergide Ahmet Rasim, Nazif Sururi, Mehmet Cemal gibi tanınmış yazarların kadınlara ilişkin yazılarıyla kadınlardan gelen mektuplara yer verilmiştir.

    - 1906'da Kırım'da, Tercüman gazetesinin eki olarak Alem-i Nisvan adlı bir kadın dergisi yayımlanmıştır. Kafkasya'da yaşayan Müslüman kadınlara yönelik bu dergide kadınların yaşadıkları kötü koşullar betimlenmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur.
    1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla kadın dergilerinin sayısı birden artmıştır. Ayrıca Tanin, Servet-i Fünun, Sabah, Millet gibi günlük gazetelerde de kadın imzalarında artış görülmüştür.


    - 1908'de yayın hayatına başlayan Demet adlı dergide ünlü erkek yazarların yanısıra Halide Edip, İsmet Hakkı, Fatma Müzehher gibi kadın yazarların yazıları da yer almıştır. İsmet Hakkı Hanım kadınların ikincil olmaktan kurtulmalarını istediği yazısında şöyle demiştir:"Bizler şu asrın terakkiyatından ne hisse alacağız? Yine o tepile tepile, eğitile eğitile maziye karışdı zannettiğimiz üzüntülerle mahrumiyetlere mi münkad olacağız [boyun eğeceğiz]? Hayır hayır artık çok çektik yetişir. Evet, artık bu yeknesak siyah gölgelerde bu bar-ı gaflete [gaflet yüküne], hissiz, mütevekkil katlanmak istemiyoruz". Dergide feminizm kavramı tartışılmış, kadınların mesleki olarak sınırlandırılmalarına tepki gösterilerek kız okullarına da fen dersleri konması gerektiği söylenmiştir.
    - Eylül 1908-Kasım 1909 arasında yayımlanan Mehasin, ilk renkli ve resimli kadın dergisidir. Kadınlar için düzenlenmiş konferans metinleri yayımlamıştır.

    - Selanik'te çıkan ilk kadın dergisi olan Kadın, Ekim 1908-Mayıs 1909 arasında yayımlanmıştır. Özellikle eğitim ve toplumsal yaşama katılım açısından kadın konusu üstünde durmuştur. Batılı kadınların kazandıkları haklarla ilgili Osmanlı kadınını bilgilendirmiştir.

    II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e kadar çok sayıda kadın dergisi yayımlanmıştır, ancak bunlardan bir tanesi diğer dergilerden farklı bir yerdedir: Kadınlar Dünyası. 1913-1921 yılları arasında yayımlanmış olan Kadınlar Dünyası'nın adı özel olarak seçilmiştir; dergi hem kadınların kendilerine özgü bir dünyaları olduğunu herkese göstermeyi, hem de kadınlar için yeni bir dünya istemeyi misyon edinmiştir. Amaçlarından biri kadınları düşüncelerini, duygularını dile getirmek, kim olduklarını ortaya koymak konusunda bilinçlendirmek olan dergiye toplumun her kesiminden kadınlar ve yalnızca kadınlar yazmıştır. Dergiye gönderilen okur mektuplarında yaşamlarından hoşnutsuz kadınların kurtuluş arayışları göze çarpmaktadır.
    Kadınlar Dünyası kadın ve erkek arasında yetenek, zeka bakımından hiçbir fark bulunmadığını, kadının ezilmişliğinin nedeninin yetiştiriliş koşulları olduğunu, kadını yalnızca eş, anne, ev kadını olarak görmek isteyen erkeğin kadına bir yaşam biçimi dayattığını savunmuştur. Kadının başka bir yaşam biçimi olabileceğini bile bilmediğini, kendi haklarından habersiz olduğunu belirterek bu durumu aşmak için kadının kendi geçimini sağlaması ve toplumsal yaşama katılması gerektiğini ileri sürmüştür. Kadınlar Dünyası'nın kadının sorunlarına çözüm yolu,"toplumsal inkılaptan bağımsız olmayan bir kadın inkılabı"dır."Bugünkü hayat yenilik istiyor" diyerek Osmanlı toplumuna bir inkılap gerektiğini vurgulayan dergi için kadın inkılabının amacı kadın erkek eşitliğinin sağlandığı yeni bir dünya kurmaktır.

    Nasıl bir dünya olacaktır bu:"Haksızlığı, biçareliği, müsavatsızlığı [eşitsizliği] kaldırarak, ahlakın, vicdanın muhakemesiyle vücuda getirilecek yeni ve insani bir teşkilat". Derginin yazarlarından Mükerrem Belkıs kadınların ancak hemcinsleriyle dayanışma içinde, ortak bir mücadeleye girişmeleriyle kadının ezilmişliği sorununun aşılacağını ileri sürmüştür. Dergi bu amaçla 55. sayıda programını yayımladığı, Osmanlı kadınlarının hak mücadelesini yürüten Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-i Nisvan Cemiyeti'ni kurmuştur. Hem derginin sahibi hem cemiyetin kurucusu olan Ulviye Mevlan, temel sorunu kadının üretici olmamasında görmüş, kadınlığı bilinçlendirerek üretken kılmayı hedeflemiştir. Dünya kadın hareketinden destek alan, yabancı basının da ilgi gösterdiği Kadınlar Dünyası yerli basından ? kimi yazarlar dışında- pek destek görmemiştir. Radikal söylemi zaman zaman tepki de çeken dergi, eleştirilere karşı sert tartışmalara girmekten çekinmezken, kendi kavramlarını da (feminizm anlamında kullandığı kadınlık ya da nisaiyyun gibi, hukuk-ı nisvan [kadın hukuku] gibi) oluşturmaya/açıklamaya, bu kavramlarla ilgili çarpık, taraflı yorumların yanlışlığını ortaya koymaya çalışmıştır. Yayın ilkesini kadının erkekle eşit olmasına çalışmak olarak belirleyen Kadınlar Dünyası, Osmanlı döneminde ilerici kadın hareketinin en gür ve kararlı sesi olmuştur"

    CEMİLE BURCU KARTAL

    ayrıca bkz: Nezihe Muhiddin
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .