Merhaba, Yabancı!

Burada yeni gibi görünüyorsunuz. Eğer katılmak istiyorsanız düğmelerden birine tıklayınız.

Kategoriler

  • 976 Tüm Kategoriler
  • 31 Duyuru - Öneri
  • 292 Tartışmalar
  • 191 Kavramlar
  • 11 Serbest Stil
  • 16 Klasikler
  • 422 Tanıtımlar
  • 13 Sözlük Hakkında

24 Haziran 2018 Seçimleri

Eylül 2018 düzenlendi kategorisi Tartışmalar

    İnsanın kendisini kavrayışı, kendisini oluşturan ilişkileri kavrayışıyla alakalıdır; hakim doğanın dışında, mevcut durumsallık (üst, alt yapılar) onu aşar, kuşatır, yönetir ve sınırlar, ancak yine de o ulaştığı bilgi-eylem diyalektiğiyle umut etmekten vazgeçmez, kendisini An'da gerçekleştirmeye cesaret eder. Kısmen kendisini gerçekleştirir de. Lakin 'eksilik' bakidir ve 'ölüm' gibi yakasını bırakmaz. Bize kalan 'biri bizi yazın' diyen sevgili Gülten Akın'nın yaşam iradesine tutunmaktır. İnsan, büyük ihtimalle hep kendi gerçekliğine yanılgılı yaklaşacak, hep reddedecek, hep inkar edecek, ama hiç bir zamanda kendisini gerçekleştirme arzusunun peşini bırakmayacaktır. Kendimizi gerçekleştirebilmemizin (özgürleşmenin) doğanın kadim diyalektiğine bağlı oluşunun yanında, bir de 'bizden' kaynağını alan nedenlere dayanmış olması ne kadar da trajikomik.
 
   Oluşumlarına direk veya dolaylı etki ettiğimiz  yapıların, en başta siyasi kurumların geri tepmesini sorgulama gücümüzün, onları yeniden oluşturma, değiştirme azim ve kararlılığımızın bilinen tarihin hiç bir dönemiyle kıyaslanmayacak ölçüde yıpranmış olduğunu görüyoruz. Karamsarlık hat sahada, kaygılar tavan yapmakta ve tepki vurdumduymazlıkla eşdeğerde. İlginçlik, tuhaflık bunun olabilirliğinde değil, bunun yaşanmasındaki keyfilikte, bencillikte. Bir yandan siyasi elitin ürettiği cehaletle dalda geçiyoruz, öte yandan aldığımız nefesin ne kadar kirli olduğundan dem vuruyoruz. Kendi sözümüzün, davranışımızın nelere kadir olduğunu unutmuş gibiyiz.

   Kendimizi sarsmanın, silkmenin zamanıdır, Kızkardeşlerim! Uyanmamızın vaktidir! Ülke öngörülemez durumda, toplum çürümekte, kadın saldırı altındadır. Bir 'erkek' olarak, hemcinslerimin Kızkardeşlerime yaşattığı acıları hayal bile edemem, ama geçmişi şimdiye egemen kılma arayışı ve çabasında olan eril bir iktidar zihniyetinin adım adım nasıl yaşam ve ilişkilerimize bir kabus gibi çöktüğünü görebilir, anlayabilirim. 
  
   Bu eril faşizan zihniyet 16 Nisan'ı zor ve hileyle 'başardı'. Sonuçlarını anlatmamıza gerek yok, birlikte görüyor ve yaşıyoruz çünkü. Dolayısıyla şikayet etmenin değil eleştirmenin, izlemenin değil aktif olmanın, kendi lehimize koşulları değiştirmenin zamanı geldi, geçiyor. 16 Nisan'da bazılarımızın sergilediği yüzeyselliğe, ciddiyetsizliğe, dar akıl yürütmelere, anlayış kıtlığına bir kez daha düşmemek gerekiyor.
   
   İktidar, erken davranıp hem postunu kurtarma, hemde planlarına hayat buldurma arayışında. Bu erken bir seçim değil, baskın bir seçimdir. Hiçte eşit koşullarda geçmeyeceği kesin olan bir seçimdir. 16 Nisan'dan daha ağır koşullara sahip olduğumuz bir seçimdir. Tek tek bunları sıralamamızın bir manası yok. Zaten ülkemiz, hiç bir döneminde olağan, eşit, özgür, demokratik bir seçim yaşamadı. Kabul etmek gerekir ki, ülke tarihimizin en zor koşullarında en hayati seçimlere gidiyoruz.

   Seçim, kısıtlı olanaklara rağmen ihtiyaç duyduğumuz  hareketliliğe zemin sunacaktır. Eril zihniyet siyasetinin deşifrasyonuna ve onun dizginlenmesine ortam sağlayacaktır. Bize rağmen bizi tartışacaklar; buna zemin vermeyen siyasi bir duyarlılık, bilinçli, örgütlü bir yaklaşım feminist hareketin mensuplarının önceliği olmak zorundadır. Bizim için, seçimde başkanlık ve ona dayalı faşist eril zihniyetin alaşağı edilmesi ne kadar önemli ise,  kendimizi ifade etmemiz, siyasi bilincimizin gerektirdiği tutumu sergilememiz o kadar önemlidir.  

   Koşulları, şartları mevcut eril siyasi iktidar belirlemiş olsa da, bir bütün seçim sürecine hükmetmesi zordur. Beklemediği saiklerle, öngöremediği dirençlerle karşılaşacak ve seçimde yaşanacak olası bir değişim, stratejik bir değer taşıyacaktır. Mevcut iktidarı durakta bekletmek, onu ara bir duruma sürüklemek olası yeni durumların, süreçlerin kapısını açacaktır. Bu zor koşullarda 'kazanılacak bir başarının' hem Türkiye'deki eril siyasetin geriletilmesine, hem de kadın bilincinin gelişmesine, özgürlük ve eşitlik arayışına hizmet edecektir. Ülke yapay gündemlerden kurtulurken, toplum gereksiz korkulardan nefes alacaktır. 

   Feminist hareket geleceğini/eşitlik arayışını seçimlere bağlamaz, bu süreçleri kendi gündemlerini tüketme ve gündemlerine en yakın 'politik arayışlara' desteklerini sunarak, katılırlar. Hatta daha yetkin koşullara, araçlara sahip olmak için 'politik özne' olmayı bir fırsat görürler. Feminizme, dolayısıyla radikal demokrasiye, özgürlüğe en açık, en yatkın politik yapıyla birlikte hareket ederler. 

  Bu nedenle "Ne yapsak da eril siyaset bizi, ülkeyi yönetecek!'' ya da "zaten engelleyecekler'', ''istediğimiz adayların seçilmesine izin vermeyecekler'', ''sandığa ne girerse girsin farklı sonuç çıkacak'', "En iyisi boykot" gibi yaklaşımlar-doğru gibi görünse ve kulağa hoş gelse de-içinde geçtiğimiz dönemin ruhuna uygun önermeler değildir. Bundan hızla sıyrılmak gerekiyor. Hiç bir şey yapmamak biz feministlerin kabullenebileceği bir tutum değil. Sonucu şimdiden öngörüleştiren karamsar bakışları, dili, argümanları bir an önce terk etmemiz gerekiyor. Bizim için sürecin sonucundan çok süreç içindeki duruşumuz, sahip olduğumuz bilgi-eylem diyalektiğimizi ne kadar ve nasıl yansıtabildiğimiz anlamlıdır, değerlidir. Dolayısıyla seçim işini hiç vakit kaybetmeden ciddiye almamız ve başarı için çalışmamız gerekiyor. 

   Bir an için bilgimizle, eylemimizle tanıştırdığımız bir insanı düşünelim. Bunu, şimdiye kadar yaşamamış Kızkardeşlerimin yaşamasını diliyorum! 




   
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .