Merhaba, Yabancı!

Burada yeni gibi görünüyorsunuz. Eğer katılmak istiyorsanız düğmelerden birine tıklayınız.

Kategoriler

  • 976 Tüm Kategoriler
  • 31 Duyuru - Öneri
  • 292 Tartışmalar
  • 191 Kavramlar
  • 11 Serbest Stil
  • 16 Klasikler
  • 422 Tanıtımlar
  • 13 Sözlük Hakkında

Feminist hareket anti sömürgeci olmak zorunda mıdır?

0


Feminist hareketin antikapitalist olmaması onun haklılığına gölge düşürmeyeceği gibi, onun anti sömürgeci olamaması da onun haklılığını ortadan kaldırmaz, lakin bu durum onun anti cinsiyetçi tutumunu tartışmalı hale sokar. Nasıl ki çevrecilikten, herkesin kendi kapısının önünü temiz tutması anlaşılamaz bir durum ise, aynı şekilde anti cinsiyetçi tutumda da, herkesin kendi evinin içini temiz tutması anlaşılamaz. Zira sömürgecilik demek, işgal ve savaş demektir. İşgalin ve savaşın ve en temel şartlarından biri ise, sömürgeleştirilmiş coğrafyada yaşayan kadınların sömürgeci güçlerin tacizine, tecavüzüne ve talanına açık hale getirilmesidir.

Diyarbakır zindanlarında tutsak edilmiş kadınların hikâyelerini okumak, ele geçirilen (sağ ya da ölü) gerilla kadınlara yapılanlara bakmak bile bu durumun izahı için kâfidir.

Feminist hareketin dünyada, daha doğrusu Batılı ülkelerde tarih sahnesine çıktığı ilk zamanlarda henüz anti sömürgeci refleksleri mevcut değildi, lakin daha geç bir tarihte, özellikle 68 Hareketi sonrası feminist hareket yüzünü başka mağdurlara da (Mültecilere, ezilen ve sömürge uluslara vs.) dönmeye başlamış, antikapitalist olmasa da, anti ırkçı, anti sömürgeci refleksler göstermeye başlamıştır.

Feminist hareket dünyada, özellikle de Batı dünyasında bu yönde bir gelişme gösterirken, Türkiye’deki feminist hareket tersinden bir yol izlemiştir. Feminist hareketin tamamı için olmasa da, kimi sektörlerinde durum budur. Bunun en önemli nedeni, Kemalizm’in ve Misak-i Millici fikrin feminist hareketin önemli bir kısmında hâkim olmasıdır.

Feminist hareketin önemli bir kısmı Kemalizm ve Misak-i Milli yanlısı olup, Mustafa Kemal’e vefa borcu hissettiği içindir ki, Türk devletinin sömürgeci ve ırkçı karakteriyle barışıktır.

Daha doğrusu, Türkiye’deki feminist hareketin önemli bir kesimi önce Türk, sonra feministtir.

Hal böyle olunca da Türklüğün mağdurlarının yanında saf tutmadığı gibi, Kemalizm’in ve Türklüğün adeta vücut bulduğu kimi şahısları da kendisi açısından övünç kaynağı görmekte bir sakınca görmemektedir.

Bunun en son örneği, Hadise isimli şarkıcının 18 Mart tarihinde Bostancı Gösteri Merkezi’nde vermiş olduğu konserde sarf ettiği sözlerden dolayı (Muhafazakârlaşmaya karşı ettiği sözler) kimi feminist çevrelerce (Örneğin Kampüs Cadıları) övünç kaynağı ilan edilebilmektedir. (Kampus Cadıları: Hadise’yi cüret ve cesaretinden dolayı selamlıyoruz!)

Hâlbuki aynı Hadise, 22 Temmuz 2016 tarihinde Erdoğan’ı korumak için toplanmış topluluğa şöyle sesleniyordu:

 

“Burada muhteşem bir manzara var. Vatanımız için kendisini feda eden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve hepimize sabır diliyorum. Çok zor bir dönem geçiriyoruz. Biz güçlü bir toplumun evlatlarıyız. Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum, bizleri koruduğu ve sevdiği için.”

 

Aynı Hadise, Acun Ilıca gibi Türkçülerden oluşan koruyla birlikte İstiklal Marşı söylüyor, “Vatan Bölünmez” diye bağırıyordu.

 

Bir başka yerde ise şunları söylüyordu:

 

“Mustafa Kemal Atatürk'ü asla unutmayacağım, unutmayacağız, unutturamayacaklar.

Ben bir Atatürk çocuğuyum, boyun eğmeyeceğim!”

 

Hadise, sadece bir örnektir ve feminist hareketin önemli bir kısmının sicili bu tür hadiselerle doludur. En baştan da belirttiğimiz gibi, feminist hareketin anti sömürgeci olmaması onun haklılığını ortadan kaldırmaz, lakin bu durum onu tartışmalı bir zemine iter. Zira anti cinsiyetçi tutum, feminizmin birinci esasıdır ve bu esasın ulusal bir karakteri olamaz. Feminist hareket yalnızca “aidiyet bağı” kurduğu ulustan olan kadınlarla sınırlı anti cinsiyetçi bir tutum takınmakla yetinemez. Örneğin Türkiyeli feminist hareket, Türkiyeli kadınlara karşı işlenen cinsiyetçi suçlarla ne kadar ilgilendiriyorsa, Kürdistanlı ya da İranlı kadınlara karşı işlenen cinsiyetçi suçlarla da o kadar ilgilendirmek zorundadır; çünkü feminizmin nasyonalist bir karakteri olmaz.

Tam da bundan dolayıdır ki feminist hareket anti sömürgeci bir tutuma sahip olmadan, tam anlamıyla anti cinsiyetçi bir tutuma sahip olmaz. Olamaz çünkü sömürgecilik demek, işgal ve savaş demektir. İşgalin ve savaşın olduğu yerde tecavüz ve taciz temel kurladır. Hal böyle olunca da hem işgalci bir ideoloji olan Kemalizm’i bayrak edinip hem bu işgalin neticesinde ortaya çıkan Misak-i Milli sınırları savunup hem de feminizmden söz etmek feminizm açısından izahı mümkün olmayan bir hadisedir.

Durumun daha iyi anlaşılabilmesi için bir analoji yaparak bitirelim: Eğer Türk solunun doğumu doğru anlaşılabilirse, feminist hareketin doğumu ve bu husustaki açmazı da daha iyi anlaşılabilir. Bilindiği gibi, Türk solu da Kemalizm lekesiyle doğmuş ve bu onun bütün bir tarih kavrayışını, ideolojik ve siyasi tutumunu belirlemiştir. Feminist hareket için de geçerli paradigma aynısıdır.

 

Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .