sütyen

0
Haziran 21 düzenlendi kategorisi Kavramlar
Göğüs mü Meme mi? Sütyen mi Özgürlük mü?

60'lı yılların sonlarına geliniyordu. Amerika'da çiçek çocuklar yeni yeni sürgün vermeye başlamışlardı dallarından. Yanlardan da yeni feminist hareketler tomurcuklanıyordu. Dünya, sütyenlerini ellerine almış ateşe veren genç kadınlarla da işte o zaman tanıştı.
1968 Amerika Güzelinin (Miss America) seçildiği günlerdi. Üstelik güzelin boy boy afişleri pekçok sokağa asılmış, erkekler bu güzelliği onamaya davet edilmişti. 7 Eylül 1968 günü 100 kadar feminist kadın, "özgürlüğün çöp tenekesi" adını verdikleri bir çöp tenekesine yüksek topuklu ayakkabılarını, takma kirpikleri, makyaj malzemelerini, korselerini ve sütyenlerini doldurdular ve meraklı gözlerin önünde ateşe verdiler. Böylece erkek egemen kültürün kendilerine biçtiği modeli reddediyorlardı. Daha sonradan pekçok yerde tekrarlanan sütyen yakma eylemlerinin bir medya miti olduğu, aslında hiç sütyen yakılmadığı ve bu söylentileri medyanın çıkarıp yaydığı iddia edildi. Ancak o gün orada olan pekçok kişinin anlattıkları, olayın gerçek olduğunu aktarıyordu.
"Sütyen yakma eylemi" adıyla tarihe geçen bu olay, Amerika'da büyük bir kamuoyu oluşturdu. Sütyen denen iç giysisini yakından sadece eşlerinin üzerinde görebilmiş olan muhafazakar adamlar, sütyenlerini Amerika bayrağını saklar gibi özenle saklayan narin hanımefendiler şaşkınlıkla izliyordu olanları. Televizyonlar ve gazeteler sütyen yakma eyleminden bahsediyordu. Sütyen denen iç giysisinin varoluşu da sorgulanmaya başlanmıştı böylelikle. Oysa kız çocukları analarının karnından sütyenle doğmuyordu...
70'li yıllar zaten kapının ardında bekliyordu. 70'lere gelindiğinde Amerika başta olmak üzere, dünyanın pekçok farklı ülkesinde kadınlar sütyen takmamaya başladı. Sütyensiz gezmek, özellikle de asi genç kadınlar arasında bir akıma, bir modaya dönüşmüştü. Yaz – kış ayırmadan, kazakların ya da t-shirt'lerin içine giyilmeyen sütyenler bu sefer bir başka krize yol açtı; meme ucu krizine. Meme ucu da kadını metalaştırmak için kullanılabilir miydi? Böylece 60'larda sütyen yakan feministler, bu sefer meme ucuna gözünü dikmiş adamları aldılar mercek altına. Zira sütyen takmayan kadınlar "hafif kadın" olarak değerlendiriliyor ve erkeklere kolay lokma olarak gözüküyordu. Feministler şimdi de sütyeni savunuyordu. 70'lerin ortalarından itibaren, meme ucu meselesi yüzünden pekçok kadın, eski dost sütyene dönüş yaptı. Üstelik 70'li yıllarda sütyen üreticileri cukkalarını doldurdular. Zira pekçok farklı isteğe hitap eden sütyenler seri halde üretilmeye başlandı. Amerika ve de İngiltere'de sütyen üreticiliği çok önemli bir endüstri halini aldı. Böylece özellikle 40'lı ve 50'li yıllara damgasını vuran "füze başlıklı sütyenler" tarih sahnesinden silindi.
Yıllar geçtikçe sütyen yakan kadınlar mite, şehir efsanesine dönüştü. Sütyensizlik unutuldu. Sütyensiz gezenler sadece bazı aktrislerdi. Bazıları yakalanıyor, bazıları da yakalanıyormuş gibi yapıyordu. Ancak 2000'li yıllarda, daha da doğrusu 2010'ların başlarında kadınların hayatına yeni nesil bir sütyen giriş yaptı; "meme uçlu sütyen".

0.9 Meme Ucu Olan?

Meme uçlu sütyenin asıl varoluş amacı, bir tür "photoshop" etkisi yaratmaktır. Böylece kadınlar hem sütyen askılarını ortaya koyarak sütyen takacak kadar ahlaklı olduklarını, hem de bir yandan göğüslerinin sahte dikliğini ortaya koyabileceklerdir. Aslında bu sütyenler 90'lardan beri satışta. Bazı modellerse 70'lerden beri. Ancak son modellerin asıl özelliği meme uçlarının son derece yukarılarda bir yerlerde olması...
Sütyen üreticileri, meme uçlu sütyenin geleceğin sütyeni olduğunu iddia ediyor. Üstelik meme uçlu sütyen, her türlü abzürt yeniliği büyük bir huşu ile karşılayan Uzak Doğu ülkelerinde bir fenomene dönüşmüş bile. Çin televizyonlarında pekçok çıtı pıtı genç kadın sunucunun bu sütyenlerle ekran karşısına geçtiği tespit edilmiş, internet sitelerinde paylaşılıyor. Lakin tayt meselesinde olduğu gibi, kadınlar önce "ben giymem o saçma şeyi" diyecek, ardından da kapış kapış alacak mı belli değil. Bu sorunun cevabı, gene bir neslin "ahlak" ayarları ile oynayacak ve gene bir nesil, meme adlı organın ahlak üzerindeki etkisini tartışacak. Zira memeleri sütyene sokan asıl sebep yaratılan ahlak olgusu idi. Oysa dünya üzerinde memelerin özgürce yaşadığı yerler de var.

Nudizm – Çıplaklık – Meme Ucu

Amerika kıtası keşfedildikten sonra Amerika'ya ayak basan ilk conquistador'lar (kafişler), onları karşılayan cıbıl yerlileri görünce, akıllarından ilk geçen bu insanların "vahşi" ve de "ilkel" oldukları oldu. Yerli kabilelerin ne hayat felsefelerine aldırış ettiler, ne de yaşayış biçimlerine saygı gösterdiler. Yerli kızların çıplak memelerine kaçamak bakışlar atsalar da, genel olarak bu varoluş biçimini hiç tasvip etmiyorlardı. Zaten bu bakışları, kıtanın da kaderini belirlemişti.
Modern insan için çıplak yerlileri ilkel olarak nitelemek çok yaygın bir yaklaşımdır. Amerika'da yapılan bu yaftalama, daha önceleri Afrika'da da, Asya'da da yapılmıştır üstelik. Ancak modern adamın gözden kaçırdığı nokta, "ahlakın ve estetiğin göreliliği"dir.
Bazı Afrika kabileleri için sarkık memeler, dik memelere göre çok daha makbuldür. Bazı Brezilya kabileleri de memenin en küçüğünü sever. Üstelik bu kabileler arasında zamana ayak uydurup giyinen, memelerini örten kadınlar da var. Ancak özellikle yaşlı kabile kadınları bu modaya uymuyor ve giyinmeyi "ayıp" bulduklarını açıkça dile getiriyorlar.
Modern dünyanın "köklerimize dönelim" akımlarından olan nudism de, çıplaklığı erotizmden ayırıyor. Doğada özgürce ve çıplak olarak varolmanın her koşulda erotik olmadığı, öyle anlaşılmaması gerektiği önermesi ile yola çıkıyor.
"Tamamen çıplak bir kadın mı daha seksidir, yoksa mini kırmızı elbisesi, yüksek topuklu ayakkabıları ve olanca göğüs dekoltesi ile salınarak yürüyen bir kadın mı?" diye kime sorsak, sanıyorum sorduklarımızın neredeyse tamamından aynı yanıtı alırız. İlkelde yaşayan bir adamla şehirde yaşayan bir adam için meme ucu beynin aynı noktasında yankılanmayabilir. Üstelik o kırmızı elbiseli kadın, Amazon Ormanlarında büyük ihtimalle gülünç bir soytarı olarak algılanacaktır. Tüm bu algılama biçimleri, insanların içinde yaşadıkları ya da yakın oldukları kültüre göre şekilleniyor. Belki de bu yüzden, modern dünyada kadının sütyen macerası çok çok eskilere dayanıyor.

Kaybedecekleri Birşeyleri Yoktu, Korselerinden Başka...

Örtünme, avcı – toplayıcı olmayı bırakıp yerleşik hayata geçtiğimizde yerleşiyor hayatımıza. Aslında yine de en ileri ilk çağ uygarlıklarının bazılarında kadınların memelerini örtmedikleri örnekler yok değil. Mısır uygarlığı ya da Sümerler, memeleri özellikle kapamaya uğraşan uygarlıklar değil. Ama Roma İmparatorluğu'ndan sonra işler değişiyor biraz. Ancak gerçek anlamda kadınların meme eziyeti, ortaçağ ile başlar.
Karanlık çağlarda Avrupa'da kadınların göğüs bölgesini belirginleştirecek giysiler giymesi hoş karşılanmadığı gibi, cezalandırıldı. Bu yüzden kadınlar memelerini sıkı sıkı sarar, üzerine boyna kadar kapalı gömlekler giyer ve bağırlarını iyice saklamak için bol eşarplar ya da salkımlı kolyeler takarlardı. Tıp ilerlemiş olsaydı, belki de memeler tümden aldırılabilirdi. Zira yaygın bir algı ile kadınlar, şeytanın uşakları olarak mimlenmişlerdi. Memeler de bu şeytani kadınların silahları oluyordu elbette. Memeleri nispeten belli eden giysilerle dolaşan pekçok kadın, cadı olduğu gerekçesi ile yakılmıştır. Bu tür bilgilere Avrupa cadı davaları kayıtlarında ulaşmak mümkün. Meme adlı organa kibarlaştırmak adına "göğüs" lakabının takılması da bu yıllarda başlıyor gene. Oysa göğüs, boyundan meme altına kadar uzanan o geniş alanı niteleyen bir kelimedir.
Rönesanstan sonra kadınların hayatına "yenilik" adı altında bir başka kafes girdi; korseler. 15. Yüzyılın ortalarında rastlanmaya başlanan, ancak asıl çıkışını 16. yüzyıldan sonra yapan korseler; beli sarıp inceltmek, sırtı dikleştirmek, göğüsleri yukarı çekmek ve kaldırmak için giyiliyordu. "Kum saati" tabir edilen vücut çizgilerini ortaya çıkarmak asıl amaçtı. Beden arkadan korse boyunca uzanan iplerle sıkıştırılır ve vücut bardağın şeklini alan su misalı korseye uydurulurdu. Kadınların baston yutmuş gibi yürüyor olmaları, canlarının yanıyor olması kimsenin umrunda bile değildi.
17. Yüzyılda giyilen korseler öylesine sıkılaşmıştı ki, kadınların nefes almakta zorlandıkları için bayıldıkları, günlük işlerini yerine getiremedikleri ya da yürümükte zorluk çektikleri bilinir. Hatta bazı aşırı kullanımlarda korseler bedene kalıcı hasarlar veriyordu. 17. Yüzyılda ince bel ve yukarıda meme sevdasına kapılan bazı kadınların vücutlarındaki deformasyon ağır boyutlara geldiğinden, bu kadınlar korse giymeden yaşayamıyorlardı. Korseleri çıkardıklarında müthiş ağrılar ve şekil bozuklukları yüzünden hareket zorlukları peyda oluyordu.
16. ve 17. Yüzyılda giyilen korselerle birlikte "göğüs dekoltesi" de moda oldu. Tarihi filmlere meraklı iseniz ve 17. yüzyıl Fransası'nda geçen bir film izlediyseniz hatırlarsınız; bele oturan korseler sımsıkı bağlanmış, memeler korselerin üstünden kaçarcasına pörtlemiştir. Üstelik memeleri incecik bir tülden başka da birşey örtmez. Memelerin yarısından fazlası dışarıda arz-ı endam etmektedir. O narin hanımefendiler, o güzide moda tutsakları nefes aldıkça da, bir aşağı bir yukarı nazik ve yavaşça iner kalkarlar. Kadınların bu paketlenmiş yılbaşı şekeri gibi halleri, o zamanın algısında müthiş görünüyordur eminim. Lakin giyene verdiği rahatsızlık artık saklanamaz hale geldiğinde korseler de küçüldü. Belden bir karış yukarı çıktılar. 18. Yüzyılda kadınlar modern sütyen formuna daha yakın, daha kısa korseler giymeye başladır. Ancak esas devrim, 19. yüzyılda gedi.
Sanayi devrimi ile "meme destekleyicisi" adı altında günümüz sütyenlerinin atası piyasaya sürüldü. Korselere göre çok daha kolay kullanımlı, çok daha rahat ve çok daha sağlıklıydı. İlginç olan, bu yeni tip meme destekleyicileri giyen kadınlar, ilk önce erkekler tarafından çıkarılan mecmualarda alay konusu oldu. Bir nevi erkek olmaya özenmekle suçlanıyor ve yayınlanan karikatürlerde kadınların "yakında pantolon bile giyebileceği" haber veriliyordu.
I. ve II. Dünya Savaşları, beraberinde büyük zorluklar, yokluklar getirdi. Kadınların ne o sımsıkı korselerle salınacak boş vakitleri, ne de o birer işçilik harikası kafeslere verecek paraları vardı. Fabrikalarda çalışmaları gerekiyordu; korselerle bırakın çalışmayı, hareket dahi edemiyorlardı. üstelik korse üretiminde metal kullanılıyordu ve savaşlarda silah üretmek için metale ihtiyaç vardı. 1917'de sadece Amerika'da kadınlar korse almayı bıraktıklarında, 28 bin ton metal harcanmamış oldu. Bu miktat iki tane tam teşekküllü savaş gemisi inşa etmek için yeterliydi. Hiçbir şey giymemeleri de elbette çok "ahlaksızca" olacağından, kadınlar "meme destekleyiciler"e yöneldiler.

Bazıları Sivri Sever...

Sütyenler 1930'lardan sonra iyiden iyiye yaygınlaştı. Daha çok özgürlük, daha çok hareket kabiliyeti için çıkılan bu yol da ne yazık ki, Amerikan kapitalizmi sayesinde yeni bir fetişe dönüştü. 40'ların ortalarından itibaren, ama özellikle de 50'li yıllarda birbirinden "seksi" modeller sürüldü piyasaya. Saten, ipek, dantel, hatta kürk bu yeni ürünleri süslüyordu. Her çıkan yeni modele "Cleopatra" ya da "Candle Light" (mum ışığı) gibi isimler veriliyordu. Zamanın starları Marilyn Monroe, Jane Mansfield ve daha niceleri sütyenleri ile kadın ve erkek dergilerinde boy gösteriyor, birer füze başlığını andıran sivri uçlu sütyenlerle kadınlar huni memeli varlıklar olarak sokakları arşınlıyordu. Erotika her yerdeydi. Tüm iç çamaşırları buram buram seks kokuyordu. 60'larda bu iç gıcıklayıcı yeni tüketim, neredeyse tüm populer kültüre, tüm sosyal hayata yön verebilir bir güce erişmişti. Derken hiç beklenmedik bir şey oldu. Kadınlar sokakları çıktılar, kendilerini birer fetiş objesine döndüren sütyenleri tutuşturuverdiler...

Ezgi Aksoy

Mayıs 2012, Bayan Yanı
Etiketlendi:

Yorumlar

Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .